Bakırköy Hipojesi (diğer adıyla Hebdomon Hipojesi), İstanbul'un Bakırköy ilçesinde yer alan, Bizans dönemine ait tarihi bir yeraltı mezar yapısıdır. Günümüzde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesinde, Zuhuratbaba Mahallesi sınırları içerisinde konumlanan bu yapı, ne yazık ki harap bir durumda varlığını sürdürmektedir. Tarihsel süreç boyunca önemli arkeolojik araştırmalara konu olan bu alan, İstanbul'un zengin kentsel arkeoloji katmanlarının değerli bir parçasıdır.
Bakırköy Hipojesi'nin Keşfi ve Kazı Tarihi
İlk Kazılar ve I. Dünya Savaşı Dönemi
Yapı, ilk olarak 1914 yılında Reşadiye Kışlası'nın inşası sırasında gerçekleştirilen kazı çalışmaları esnasında gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu önemli keşfin dönemin kolordu komutanı Mehmed Ali Paşa tarafından Müze-i Hümayun yönetimine bildirilmesinin ardından, müze görevlilerinden Makridi başkanlığında alanda arkeolojik kazı çalışmaları başlatılmıştır. Ancak hemen sonrasında patlak veren I. Dünya Savaşı nedeniyle yürütülen bu ilk çalışmalar ne yazık ki yarıda kalmıştır.
1921 Kazıları ve Lahitlerin Durumu
Savaş sonrasında, kışlanın Fransız kuvvetlerinin işgali altında bulunduğu 1921 yılında, İstanbul'a gelen Atina Fransız Okulu Müdürü Charles Picard ile Makridi birlikte kazı çalışmaları na yeniden devam etmişlerdir. Bu kazı çalışmaları kapsamında hipojeden toplamda beş adet lahit çıkarılmıştır. Günümüzde bu lahitlerden bir tanesi yapının da bulunduğu Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesinde yer alırken, bir diğeri İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde muhafaza edilmektedir ve 4. ila 6. yüzyıl arasına tarihlendirilmektedir. Kalan diğer üç lahdin günümüzde nerede olduğu ise belirsizliğini korumaktadır.
Mimari Yapısı ve Plan Özellikleri
Bakırköy Hipojesi, özgün mimari detaylarıyla dikkat çeken bir yapıdır. Dış planı dairesel formda tasarlanmış olan hipojenin dış kısmı, Makridi'nin aktardığı bilgilere göre havalandırma işleviyle ilişkili olan dairesel bir dış koridorla çevrelenmiştir. Bu dış koridor dıştan 3 metre yükseklikte ve 0,6 metre genişlikte tasarlanmıştır. Yapının iç kısmı ise haç planı şeklindedir. Üst örtüyü oluşturan kubbe, pandantifler vasıtasıyla dört adet ayak üzerine oturmaktaydı. Bu ayakların iç bölümlerinde oluşturulan mekânlarda ise toplam beş adet lahit yer almaktaydı.