Bagavan Antik Yerleşimi ve Önemi
Bagavan (veya Bağavan), MÖ 321 ile MS 428 yılları arasında hüküm sürmüş antik Ermenistan Krallığı'nın orta kesimindeki Pakrevand (Üçkilise) bölgesinde yer alan tarihi bir yerleşim yeridir. Günümüzde Türkiye'nin Ağrı iline bağlı Taşlıçay ilçesinin Taşteker köyü yakınlarında konumlanan bu antik bölge, Van Gölü'nün kuzeyinde, Npat Dağı'nın eteklerinde ve Fırat'ın bir kolu üzerinde kurulmuştur. Hem Hristiyanlık öncesi dönemde hem de Ermenistan'ın Hristiyanlaşma sürecinde son derece önemli bir dini ve kültürel merkez olma özelliği taşımıştır.
Kutsal Ateşten Hristiyanlığın Doğuşuna
Hristiyanlık öncesi dönemde Bagavan, bölgenin en önemli kutsal alanlarından biriydi ve orada sönmeyen kutsal bir alev sürekli yanmaktaydı. Burası, Ahura Mazda'nın Ermeni mitolojisindeki karşılığı olan Aramazd'ın ibadet merkezi konumundaydı. Ayrıca Ermeni kraliyet ailesi, Ermeni takviminin ilk ayı olan Navasard'ın ilk gününde yeni yıl bayramını büyük törenlerle Bagavan'da kutlamaktaydı.
Tarihi Dönüm Noktaları ve Vaftiz Töreni
Ermenistan'ın Hristiyanlığı kabul etme sürecinde Bagavan kritik bir rol oynamıştır. MS 287-330 yılları arasında hüküm süren Ermenistan Kralı III. Tiridatis ve saray erkanı, Aydınlatıcı Grigor tarafından Fırat nehrindeki Bagavan'da vaftiz edilmiştir. Vaftiz töreninin ardından Grigor'un bölgede Aziz Vaftizci Yahya Manastırı'nı kurduğu rivayet edilmektedir. Bölgenin Türkçe ismi olan 'Üç Kilise' adı da doğrudan bu manastır kompleksinden gelmektedir. Tarih boyunca önemini koruyan kasaba, Sasani İmparatorluğu Kralı II. Yezdicerd'in 439'daki seferi sırasında askeri kampına ev sahipliği yapmış, 587 yılında ise Bizans İmparatoru Mauricius döneminde Roma İmparatorluğu yönetimine geçmiştir.
Görkemli Vaftizci Yahya Kilisesi ve Yıkılışı
Bölgenin en görkemli yapısı olan Vaftizci Yahya Kilisesi, 631-639 yılları arasında Fırat nehrinin sol kıyısında inşa edilmiştir. Kilise yaklaşık 46 metre uzunluğa, 27 metre genişliğe ve 20 metre yüksekliğe sahipti. Robert Hewsen'ın aktardığına göre, başlangıçta içerideki manastır binalarını koruyan kulelerle çevrili yüksek bir duvar bulunmaktaydı. Duvarcılık ve süslemeleriyle öne çıkan, 5 giriş kapısı ve 51 penceresi olan bu anıtsal Ermeni mimarisi şaheseri, 19. yüzyılda İstanbul'daki Ayasofya ile karşılaştırılmaktaydı. Ancak bu paha biçilmez tarihi miras, 1877 yılında yağmalanmış ve 1915 yılındaki Ermeni Kırımı sırasında tamamen yıkılarak ortadan kaldırılmıştır.