Antalya'nın Döşemealtı ilçesine bağlı Bademağacı köyünde yer alan Bademağacı Höyüğü, Çubuk Geçidi'nin 5 km kuzeyinde ve Antalya merkez ilçesinin 2,5 km kuzeydoğusunda konumlanan son derece değerli bir arkeolojik yerleşimdir. Eski adı Kızılkaya olan bu tescilli höyük, 210 metreye 120 metrelik bir alanı kaplamakta ve 7 metre yüksekliğe sahiptir. Etrafı dağlarla çevrili küçük bir ova ya da eski bir göl veya bataklık yatağında kurulmuş olan bu yerleşimin tarihi, günümüzden yaklaşık 9.100 yıl öncesine, Erken Neolitik Çağ'a kadar uzanmaktadır.
Kazı Çalışmaları ve Keşif Tarihi
Höyük ilk kez 1958 yılında arkeolog James Mellaart tarafından gerçekleştirilen yüzey araştırması sırasında saptanmış ve Kızılkaya adıyla tanımlanmıştır. Bilimsel kazı çalışmaları ise 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Refik Duru ve Prof. Dr. Gülsün Umurtak başkanlığında başlatılmıştır. Ekip tarafından 2010 yılının Eylül ayına kadar sürdürülen kazılarda, tepenin büyük bir bölümü incelenerek 9,30 metre derinlikteki ana toprağa kadar inilmiştir. Höyüğün en üstünde MS 5-7. yüzyıllara ait Erken Hristiyanlık Dönemi kilise kalıntısı bulunmakla birlikte, bu kiliseyle doğrudan tarihlenebilecek kalıntılara rastlanmamış ve yapının civardaki başka bir yerleşimle ilgili olduğu tahmin edilmiştir.
Erken Neolitik Dönem Yaşamı ve Mimarisi
Höyükteki ilk yerleşimin Erken Neolitik Çağ'da (günümüzden 9.100 yıl önce) kurulduğu, yaklaşık bin yıl boyunca devam ederek günümüzden 8.100 yıl önce terk edildiği anlaşılmaktadır. Erken Neolitik I yapı katlarında herhangi bir temel veya duvar izine rastlanmamış; bu dönem konutlarının dal örgü tekniği kullanılarak yapıldığı ve balçıkla sıvandığı saptanmıştır. Ancak bu ilkel tekniğe rağmen tabanlarda son derece gelişmiş bir yöntem izlenmiş; kireç, kum ve çakıl karılarak yapılan sıva özenle açkılanıp kırmızı bir boyayla boyanmıştır. Erken Neolitik II yapı katlarından itibaren kerpiç kullanılmaya başlanmış, aralarında sokak boşlukları bulunan tek odalı ve dikdörtgen planlı kerpiç konutlar inşa edilmiştir. Bu konutların tabanları sertleştirilmiş topraktan yapılmış, uzun duvarlardan birine kapı yerleştirilmiş ve karşısındaki duvara at nalı biçiminde fırınlar eklenmiştir. Konutların altlarında ise ana karnındaki gibi kıvrık (hocker) veya sırtüstü gömülmüş 25 yetişkin ve çocuğa ait iskeletler bulunmuştur.
Höyükten Çıkarılan Zengin Buluntular
Bademağacı Höyüğü'nde yapılan kazılarda Erken Neolitik Çağ'a ait çok sayıda özgün araç gereç ve sanatsal obje gün yüzüne çıkarılmıştır. Pişmiş topraktan yapılmış, hamile olarak betimlenen ancak hiçbirinde ağız kısmı gösterilmemiş olan ana tanrıça figürinleri ve idoller bu buluntuların en dikkat çekenleridir. Ayrıca günümüz ölçülerinde 36-37 numara büyüklüğe denk gelen pişmiş topraktan şekillendirilmiş bir insan ayağı modeli ile bu toplumda mülkiyet kavramının varlığına işaret eden damga mühürler bulunmuştur. Çakmak taşı ve obsidiyenden yapılan söğüt yaprağı mızrak uçları, bıçaklar, öğütme taşları, kemik aletler ve tahıl depolamak üzere kilden imal edilmiş sandıklar da dönemin gelişmiş zanaat kültürünü yansıtmaktadır. Höyükte bulunan kırmızı boyalı duvar sıvası süslemeleri ve çanak çömlek kültürü, komşu yerleşimlerden Çatalhöyük ile büyük bir benzerlik sergileyerek bu iki merkezin çağdaş olduğunu göstermektedir.
Tunç Çağı Yerleşimi ve Megaron Yapılar
Bademağacı Höyüğü, Kalkolitik Çağ'daki zayıf yerleşimlerin ardından, günümüzden yaklaşık 4.700 yıl önce (Erken Tunç Çağı II) bölgeye gelen yeni bir toplulukla yeniden canlanmıştır. Deprem, yangın ya da savaşlar sebebiyle kasabalarını en az üç kez baştan inşa etmek zorunda kalan bu halk, kasabayı korunaklı megaron tarzı yapılarla çevrelemiştir. Uzun kenarları 10-19 metre, kısa kenarları 3,5-4,5 metre arasında değişen bu megaron evlerin yan yana dizilmesi ve pencerelerinin bulunmaması sayesinde kentin dışını kuşatan kesintisiz bir savunma duvarı elde edilmiştir. Yerleşimin dış çevresi ise yağışlı mevsimlerde çevrenin göl haline gelmesinden korunmak amacıyla 4 ila 8 metre genişliğinde ocak taşlarıyla döşenmiştir. Orta Tunç Çağı'nda ise yerleşim alanı daralarak daha zayıf bir arkeolojik iz bırakmıştır.