Antakya Kalesi, M.Ö. 300 civarında I. Selevkos tarafından kurulmuş olup, adı kurucusunun babası Antiochus'un ismine atıfla 'Antiocheia' olarak belirlenmiştir. Roma İmparatorluğu döneminde Batı Asya'nın en büyük şehri haline gelen bu stratejik yerleşim, Hristiyanlık tarihi açısından da büyük bir kutsallığa sahiptir. 'Hristiyan' ismi ilk kez bu şehirde telaffuz edilmiş ve Hristiyanlığın ilk piskoposluğu Aziz Petrus tarafından burada faaliyete geçirilmiştir. Tarih boyunca birçok kuşatmaya göğüs geren bu kadim kale, zengin geçmişi ve stratejik konumu ile medeniyetlerin buluşma noktası olmuştur.
Eşsiz Surlar ve Askeri Mimari
Tarihi kaynaklara göre kale surları, yaklaşık 9 kilometrekarelik devasa bir şehir alanını çevrelemektedir. Taş ve tuğla kullanılarak son derece sağlam bir biçimde inşa edilen surlar, yaklaşık 12.000 metre uzunluğa sahiptir ve üzerinde üç kademe halinde sıralanmış 360 adet kule barındırmaktadır. Surların doğu bölümünde, Asi Nehri vadisinden yaklaşık 300 metre yükseklikteki Sılpius Dağı (günümüzdeki adıyla Habib Neccar Dağı) üzerinde sarp bir iç kale yer alır. Asi Nehri ise kuzey surlarının hemen dibinden akarak şehre giriş yapar ve doğu yönünden sur dışına çıkar. Şehir surlarının iç kısmında sadece askeri yapılar değil; bostanlar, bahçeler, tarlalar, meralar ve yiyecek depolamak için tasarlanmış geniş ambarlar da bulunmaktaydı.
Kalenin Tarihi Kapıları ve Savunma Hatları
Bizans İmparatoru II. Justinianos tarafından 6. yüzyılda yaptırılan ve sonraki dönemlerde Bizans ile Selçuklular tarafından onarılarak tahkim edilen kalenin altı ana kapısı mevcuttur. Kuzeydoğuda yer alan San Pavlus Kapısı Demir Köprü ve Halep yoluna açılırken, kuzeybatıdaki San Jorj Kapısı Lazkiye ve Lübnan yollarına geçiş sağlar. Asi Nehri kıyısında konumlanan Büyük Kapı ise İskenderun ve Symeon (Samandağı) liman yolunun başlangıcında bulunur. Ayrıca nehir kıyısına yakın mesafede Dük Kapısı ve Köpekler Kapısı adında iki küçük kapı ile derin bir vadi içindeki derenin kenarında yer alan Demir Kapı bulunmaktadır. Kalenin sarp vadilerle çevrili güney, doğu ve batı cephelerine ulaşım oldukça güç olduğu için düzlük alana bakan kuzey cephesi ana giriş çıkış bölgesi olarak kullanılmıştır.
Antakya Kuşatması ve Tarihi Mücadele
Birinci Haçlı Seferi sırasında gerçekleşen ve 20 Ekim 1097 ile 28 Haziran 1098 tarihleri arasında iki aşamalı bir askeri mücadeleye sahne olan Antakya Kuşatması, kalenin gördüğü en büyük sınavlardan biridir. İlk aşamada (21 Ekim 1097 - 2 Haziran 1098) şehri savunan Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı Antakya Emiri Yağı-Sayan, Haçlı ordularına karşı destansı bir direniş göstermiştir. Kalenin düşmesinin ardından başlayan ikinci kuşatmada (7 Haziran - 28 Haziran 1098) ise Musul Atabeyi Gürboğa komutasındaki Müslüman ordusu, kaleyi ele geçiren Haçlı kuvvetlerini kuşatmıştır. Bu çetin mücadelelerin ardından bölgede Antakya Haçlı Prensliği kurulmuştur.
Sosyal Yaşam ve İnanç Hoşgörüsü
Selçuklu yönetimi altındaki dönemde şehir halkının çoğunluğunu Ortodoks, Ermeni, Süryani ve Suriyeli Hristiyanlar oluşturmaktaydı. Antakya Emiri Yağı-Sayan, Hristiyan tebaaya karşı son derece müsamahalı bir yönetim sergilemiştir. Ortodoks Hristiyan Antakya Patriği İoannis Oksite'nin şehirde özgürce yaşamasına müsaade edilmiş; Aziz Petrus Katedrali ve diğer ibadethanelerde dini törenlerin ve sosyal yaşamın kesintisiz biçimde sürdürülmesi güvence altına alınmıştır.