Ankara'nın Asırlık Mirası: Arslanhane Camii
Ankara'nın Altındağ ilçesinde, Ankara Kalesi'nin güney ucunda yer alan Arslanhane Camii (diğer adıyla Ahî Şerafeddin Camii), 13. yüzyıla tarihlenen şehrin en eski ve en önemli dini yapılarından biridir. Yapı, Anadolu Selçuklu dönemine özgü içi ahşap direkli ve ahşap tavanlı cami mimarisinin günümüze kadar korunabilmiş eşsiz bir temsilcisidir. Cami, ismini kuzeydoğusunda bulunan Ahi Şerafeddin Türbesi'nin dış duvarına gömülmüş olan Bizans döneminden kalma antik aslan heykellerinden almaktadır. Tarihi önemi nedeniyle 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilen cami, 2023 yılı itibarıyla bu listedeki yerini korumaktadır. Günümüzde ibadete açık olan yapı, çevresinde konutlerin ve küçük ölçekli dükkanların bulunduğu ticari bir merkezde konumlanmaktadır. Ziyaretçiler, Ankara Kalesi'nin güney ucuna ulaşarak bu önemli tarihi yapıyı kolaylıkla ziyaret edebilirler.
Tarihçe ve Kitabelerin Gizemi
Arslanhane Camii'nin kesin yapılış tarihi ve banisi hakkında fikir birliği bulunmamaktadır. Yapıdaki iki ayrı kitabe araştırmacıları farklı teorilere yönlendirmiştir. Caminin batı cephesinde yer alan kırık taş parçası üzerindeki kitabede, I. İzzeddin Keykâvus’un emirlerinden Seyfeddin Ayaba'ya atıfta bulunularak "Esirgeyen Allah’ım, Emir el-merhum Seyfeddin" ifadesi yer alır. Paul Wittek bu kitabenin 13. yüzyılın başlarına ait olduğunu belirtse de Seyfeddin'in Kayseri'de öldürülmesi ve kitabenin devşirme malzeme olması nedeniyle bunun bir mezar taşı olduğu düşünülmektedir. Bu görüşe göre cami 13. yüzyılın başında inşa edilmiş, 1280-1290 yıllarında ise tamir görmüştür. Caminin minber aynalığında yer alan Selçuklu sülüsüyle yazılmış ana inşa kitabesi ise yapının 1289-1290 yılları arasında Ahi Hüsameddin ve kardeşi Ahi Hasaneddin tarafından yaptırıldığını belgeler. Bu iki kardeş, cami yakınındaki türbede yatan Ahi Şerafeddin'in babası ve amcasıdır.
Mimari Özellikler ve İç Mekan Düzeni
Cami, 21,50 x 25,00 metre boyutlarında dikdörtgene yakın bazilikal planlı ve son derece sade bir dış görünüme sahiptir. İç mekanda kıble duvarına dikey uzanan dört sıra halinde dizilmiş toplam 24 adet ahşap sütun (ayak) bulunur. Sütunlar, Roma dönemine ait devşirme taş sütun başlıkları ile sonlanmaktadır. Caminin ahşap konsol ve kirişlerle düz olarak inşa edilen tavanı kiremit örtülüdür. Tavan kısmında, depremlerden veya yer hareketlerinden kaynaklanabilecek oynamaları ve kaymaları göstermesi amacıyla yekpare ağaçtan yapılmış özel bir madalyon yer almaktadır.
Görkemli Kapılar, Mihrap ve Eşsiz Kündekâri Minber
Caminin doğu, batı ve kuzey yönlerinde olmak üzere üç giriş kapısı bulunmaktadır. Kadınlar mahfiline açılan kuzey kapısı, oyma mermer işçiliğiyle diğerlerinden çok daha görkemli bir yapıya sahiptir; doğu ve batı kapıları ise patlıcan moru ve firuze renkli çinilerle süslenmiş tuğla örgüyle yapılmıştır. Caminin kuzeydoğu köşesinde sekiz köşeli pabuç üzerinde yükselen tek minaresinin gövdesi de aynı renk çinilerle bezelidir. Caminin içindeki mozaik çinilerle kaplı alçı mihrap, Anadolu Selçuklu mihraplarının en güzel örneklerinden biridir. Ceviz ağacından kündekâri tekniğiyle yapılan minberi ise 1290 yılında Mehmed b. Ebû Bekir adlı bir neccâr (marangoz) tarafından üretilmiş olup devrinin en başarılı eserlerindendir. Caminin bahçesinde, minare altında ve doğu cephesinde üçer adet olmak üzere toplam altı mezar yer almaktadır.