Huzur ve Barışın Şehri: Adıyaman
Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Orta Fırat Bölümü'nde yer alan Adıyaman, doğusunda Diyarbakır, kuzeyinde Malatya, batısında Kahramanmaraş, güneyinde ise Gaziantep ve Şanlıurfa illeri ile çevrili köklü bir şehirdir. İlin doğusunda Torosların güneydoğu uzantısı olan Malatya dağları yükselirken, güneydoğusunda Atatürk Baraj Gölü konumlanmaktadır. Doğu sınırları Fırat Nehri ile çevrelenmiş olan ilin kuzey kesimi genel anlamda dağlık ve engebeli bir yapıya sahipken, güney kesiminde geniş ovalar uzanır. Deniz seviyesinden 669 metre yükseklikte bulunan kent merkezi, Adıyaman Üniversitesi ile bölgenin eğitim ve kültür hayatına katkı sunmaktadır.

Tarih Öncesi Dönemden İlk Devlet Örgütlenmelerine
Bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, insan yerleşimlerinin çok eski dönemlerden beri var olduğunu ortaya koymuştur. Perre (Pirin), Palanlı, Haydaran ve Turuş'ta yapılan çalışmalar, Üst Paleolitik döneme tarihlenen mağara yerleşimlerini gün yüzüne çıkarmıştır. Palanlı köyündeki Palanlı mağarasının MÖ 40 bin yıllarında kullanıldığı tahmin edilirken, diğer kazı alanlarında MÖ 3 binli yıllara ait kalıntılara rastlanmıştır. Bölgede görülen ilk devlet örgütlenmesi Hititler tarafından kurulmuş ve MÖ 1650'li yıllarda güneydoğu Anadolu Hitit egemenliğine girmiştir. Hititlerin zayıflamasıyla MÖ 16. yüzyıl sonlarında Hurriler, ardından ise Mitanniler bölgeye hakim olmuştur. Mitannilerin ardından kurulan Geç Hitit krallığı Kummuh Krallığı'na ait en eski yazıtlara ise Besni ilçesindeki kazılarda ulaşılmıştır.
İmparatorlukların Egemenlik Mücadeleleri ve Kommagene Dönemi
Asurlulara vergi ödeyen Kummuh Krallığı, MÖ 750'li yıllarda Urartuların baskısıyla Asurlulara karşı bir ittifaka zorlanmış, ancak yapılan savaşlarda Asurluların galip gelmesiyle tekrar vergiye bağlanmıştır. MÖ 8. yüzyıl sonlarında vergi vermeyi reddeden krallık, Asur Kralı II. Sargon tarafından işgal edilmiş ve Kummuh Krallığı sona ererek bir Asur eyaleti haline getirilmiştir. Bu süreçte yerli halkın çoğu Mezopotamya'ya sürgün edilmiş, bölgeye de dışarıdan zorunlu göçler yaptırılmıştır. MÖ 607 yılında Babillilerin hakimiyetine girerek bu dönemden sonra "Kommagene" adıyla anılan bölge, MÖ 6. yüzyıl ortalarında Perslerin egemenliği altına girmiştir. Perslerin ardından MÖ 333'te Büyük İskender'in Pers Kralı III. Darius'u yenmesiyle Makedonya hakimiyeti başlamış, İskender'in ölümünden sonra ise bölge Seleukos İmparatorluğu'na bağlanarak yoğun bir Helenizm etkisi altına girmiştir.
Kommagene Krallığı ve Nemrut Dağı'nın Anıtsal Mirası
MÖ 2. yüzyıl başlarında Seleukos İmparatorluğu'nun çözülmesiyle bağımsızlığını ilan eden vali Ptolemaios, Kommagene Krallığı'nı kurmuştur. Ptolemaios'un oğlu Sames, başkenti Samosata (Samsat) şehri olarak ilan etmiştir. Kendilerini Helen ve Perslerin "uğurlu soyu" olarak niteleyen Kommagene kralları, kökenlerini baba tarafından Pers İmparatoru I. Darius'a, anne tarafından ise Büyük İskender'e dayandırmıştır. Krallığın en önemli hükümdarlarından Kral I. Antiochos, 2150 metre yükseklikteki Nemrut Dağı'na devasa ve anıtsal bir tapınak inşa ettirerek tanrı heykelleri ile tanrılaşmış atalarının heykellerini buraya sıralamıştır. Nemrut Dağı'ndaki bu görkemli heykeller günümüzde şehrin en değerli turistik simgeleridir. Ayrıca, hanedanın kadınlarının gömülmesi için II. Mitridat tarafından yaptırılan Karakuş Tümülüsü ile krallığın önemli şehirleri olan antik Samosata, Arsemia ve Perre (Pirin) kenti, Kommagene döneminden kalan en önemli turizm noktalarındandır.


Roma Egemenliği ve Zamana Meydan Okuyan Cendere Köprüsü
Kommagene Krallığı, MS 72 yılında tamamen Roma İmparatorluğu'na bağlanmıştır. Roma hakimiyeti boyunca bölge Romalılar ile Partlar arasındaki askeri güç mücadelesine sahne olmuş ve Samosata şehri Romalılar tarafından askeri bir üs olarak kullanılmıştır. Romalılar bu dönemde güvenliği ve ulaşımı sağlamak amacıyla Malatya'dan başlayıp Perre'ye, oradan Samosata'ya ve Fırat kıyısını takip ederek Suriye'ye ulaşan askeri yollar inşa etmiştir. Bu tarihi yol güzergahı üzerinde Kahta Çayı üzerine inşa edilen görkemli Cendere Köprüsü, Roma dönemi mühendisliğinin muhteşem bir örneği olarak günümüzde de sapasağlam ayakta durmaktadır.
