Cumhuriyetin İlk Yıllarından Günümüze Uzanan Tarihçe
Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, 1924 yılında kurulan Adana Arkeoloji Müzesi, Türkiye'nin en eski on müzesinden biri olma unvanını taşımaktadır. Müze ilk olarak çevredeki sütun başlıkları ve lahitlerin Polis Dairesinde toplanmasıyla kurulmuştur. Halil Kamil Bey'in müdür olarak atanması ve yürüttüğü başarılı çalışmalar sonucunda, 1928 yılında Taşköprü'nün başında yer alan ve günümüzde yıkılmış olan Cafer Paşa Camii Medresesi'nde resmen ziyarete açılmıştır. Medresenin yıkılmasıyla birlikte Kuruköprü mahallesindeki Rum Anıt Kilisesi'ne taşınan müze, bir süre "Adana Müzesi" adıyla hizmet vermiştir. Müze müdürü Rıza Yalgan'ın girişimleriyle 1935'te Çukurova'nın etnografik yapısını tanıtmak amacıyla yeni bir bölüm eklenmiş ve kurum "Adana Arkeoloji ve Etnografya Müzesi" adını almıştır. 1966 yılında Reşatbey Mahallesi'nde yapımına başlanan yeni binasının tamamlanmasıyla eserler taşınmış ve müze, 5 Ocak 1972'de kapılarını yeni yerinde açarak burada yaklaşık 30 yıl hizmet vermiştir. Kuruköprü'deki eski bina ise 1983'teki restorasyonun ardından Etnografya Müzesi'ne dönüştürülmüştür.
Milli Mensucat Fabrikası'ndan Modern Müze Kompleksine
Adana'nın tarihi sanayi yapılarından biri olan Milli Mensucat Fabrikası'nın 2013 yılında dev bir müze kompleksi olarak kullanılmasına karar verilerek restorasyon çalışmaları başlatılmıştır. Restorasyon projesinin ilk etabının tamamlanmasıyla Adana Arkeoloji Müzesi bu yeni kompleks içerisindeki modern binasına taşınmış ve 18 Mayıs 2017 tarihinde ziyaretçilere kapılarını açmıştır. 2018 yılında restorasyonun ikinci etabı da tamamlanarak Roma dönemine tarihlenen 16 adet nadide mozaiğin sergilendiği Mozaik Teşhir Salonu ziyarete sunulmuştur. Bu başarılı dönüşüm ve modern sergileme alanı sayesinde müze, Turex Uluslararası Fuarcılık tarafından düzenlenen "Shining Star Awards' 2019 Eğlence, Etkinlik ve Rekreasyon Ödülleri" kapsamında "En Başarılı Müze ve Ören Yeri" ödülüne layık görülmüştür.
Zengin Medeniyetlerin Arkeolojik ve Etnografik İzleri
Müze; Prehistorik dönemden başlayarak Hitit, Asur, Fenike, Frig, Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine uzanan köklü bir geçmişi sekiz farklı salonda zengin metinler, canlandırmalar, dioramalar ve görseller eşliğinde sunmaktadır. Adana ve çevresinden derlenen eserlerin yanı sıra Gözlükule Höyüğü (Tarsus), Yümüktepe Höyüğü (Mersin), Karatepe Antik Kenti ve Soğuksutepe gibi bölgedeki önemli arkeolojik kazı alanlarından çıkarılan buluntular müzede sergilenmektedir. Koleksiyonda taş eserler, heykeller, kitabeler, lahitler, steller ve mimari parçaların yanı sıra pişmiş topraktan üretilmiş çanak çömlekler, çeşitli kaplar, silindir ve damga mühürler ile antik sikkeler yer almaktadır. Müzede ayrıca Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait İslami eserler ile giyim kuşam, el işleri, halk sanatları ve Yörük kültürüne ait geleneksel malzemeler sergilenmektedir.
Müzenin Görülmeye Değer En Seçkin Eserleri
Adana Arkeoloji Müzesi'nin en göz alıcı eserlerinin başında, 1998 yılında Adana'nın Cine köyündeki bir tarlada gömülü halde keşfedilen ve boğaların çektiği bir araba üzerinde duran fırtına tanrısını simgeleyen 2,5 metre yüksekliğindeki devasa Tarhunda heykeli gelmektedir. Bir diğer dünyaca ünlü eser ise 1958 yılında Tarsus'ta bulunan 3843 envanter numaralı Akhilleus Lahdi'dir. Bu lahdin uzun yüzeyinde Truva kahramanlarından Hektor'un fidye karşılığında kurtarılması, Kral Priamos'un Akhilleus'ten yardım istemesi ve kralın arabasından inmesi gibi mitolojik sahneler ile ejderha kabartmaları yer alır. Ayrıca Seyhan ilçesinde denizden çıkarılan eşsiz bronz erkek heykeli ile Mozaik Teşhir Salonu'nda sergilenen göz kamaştırıcı Roma mozaikleri müzenin mutlaka incelenmesi gereken şaheserleri arasında yer almaktadır.