İstanbul'un Mavi Sularındaki Tarihî Miras: Adalar
Marmara Denizi'nin kuzeydoğu kesiminde, İstanbul'un Anadolu Yakası güney kıyılarının açıklarında yer alan Adalar (diğer isimleriyle Prens Adaları, İstanbul Adaları veya Kızıl Adalar), şehrin hem yüzölçümü hem de nüfus bakımından en özel ilçelerinden biridir. Toplam 11 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip olan bu takımada; büyüklü küçüklü 9 ada ile kıyıya yakın iki kayalıktan (Yıldız ve Dilek kayalıkları) oluşmaktadır. Yıldız ve Dilek kayalıklarının, 1010 yılındaki büyük depremde sular altında kalan Vordonos Adaları'nın günümüze ulaşan zirveleri olduğu bilinmektedir. Takımadaların beşinde (Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedef Adası) düzenli yerleşim bulunurken; Sivriada, Yassıada, Kaşık Adası ve Tavşan Adası'nda sürekli ve düzenli yerleşim yoktur. İlçenin yönetim merkezi ise Büyükada'dır.
Geçmişten Günümüze İsimlerin ve Sürgünlerin Tarihi
Tarih boyunca pek çok farklı kaynakta ve dönemde çeşitli isimlerle anılan bu adalar için en yaygın kullanılan adlardan biri, Batı kaynaklarında geçen "Prens Adaları" ya da "Prensler Adaları"dır. Bu adın kaynağı, Bizans İmparatorluğu döneminde soyluların, prenslerin, patriklerin ve hatta imparatorların buraya sürgüne gönderilmesidir. Ayrıca Bizans İmparatoru II. Justinus'un 567 yılında Büyükada'da görkemli bir saray ve manastır yaptırmış olması da bu ismin verilmesinde etkili olmuştur. Antik Çağ'da adalara "Dimonisi" veya "Demonisi" (Cin Adaları) denmiş; Aristoteles ise bu ismi ilk kez Heybeliada'da bakır madeni işleten bir kişinin adından hareketle açıklamış ve kendisi adalara "Halkedon (Kadıköy) Adaları" adını vermiştir. Bizanslıların bölgedeki keşişler nedeniyle "Papadonisia" (Papaz Adaları) olarak andığı bu takımadaya Türkler ise topraklarının demir oksitli yapısından gelen kızıl renginden dolayı "Kızıl Adalar" ismini uygun görmüştür.
Coğrafi Yapı ve Yüksek Tepeler
Dördüncü Zaman'ın başlarındaki yerkabuğu hareketleriyle boğazlar açılıp Kocaeli-Trakya penepleninin güneyi sularla kaplandığında, su üstünde kalarak şekillenen bu adalar, akarsu ve göllerden yoksundur. Coğrafi ve jeolojik olarak iki gruba ayrılan adaların merkez grubunu Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kaşık Adası oluşturur. Bu adalar çevrelerindeki diğer adalerden daha yüksektir. Takımadadaki en yüksek tepe, Büyükada'daki 203 metrelik Yüce (Aya Yorgi) Tepesi'dir. Büyükada'da ayrıca İsa (Hristos - 163 m), Tepeköy (Nevruz - 150 m) ve Avcı (145 m) tepeleri bulunur. Burgazada'nın en yüksek noktası 170 metre yüksekliğindeki Bayrak (Hristos) Tepesi iken; Heybeliada'da Değirmen (136 m), Köy (128 m), Makarios (98 m) ve Ümit (85 m) tepeleri öne çıkar. Kınalıada ise Çınar (115 m), Teşvikiye (115 m) ve Manastır (93 m) tepelerine ev sahipliği yapmaktadır. En alçak adalar arasında 13 metre yüksekliğiyle Kaşık Adası dikkat çeker.
Zengin Maden Geçmişi ve Kızıl Topraklar
Adaların karakteristik özelliklerinden biri, toprağına kızıl rengini veren demir oksitli kırmızı yapısıdır. Kireç tabakalarına karışmış bol miktardaki demir filizi, toprağı ağaç, meyve, sebze ve çiçek tarımı için oldukça elverişli hale getirmektedir. Geçmişte maden kaynakları açısından son derece zengin olan bu topraklarda; Büyükada'nın Maden semtinde demir çıkartılıp işlendiği, Heybeliada Çamlimanı bölgesinde ise bakırla karışık demir yataklarının yer aldığı ve saf bakır çıkarıldığı belgelenmiştir. Hatta adaya Yunanca "bakır" anlamına gelen "Halki" adının verilmesinin nedeni de bu zengin bakır madenleridir. Günümüzde bu demir ve bakır madenleri tamamen tükenmiş durumdadır.
Mikroklima ve Eşsiz İklim Şartları
Adalar'ın iklimi genel olarak İstanbul ile benzerlik gösterse de konumsal özellikleri nedeniyle kendine has bir mikroklimaya sahiptir. Yıllık ortalama sıcaklığı 14 °C civarında olan ilçede, günlük ortalama sıcaklıklar hiçbir zaman 0 °C'nin altına düşmemekte, bu durum kış aylarında kar yağışının çok nadir görülmesini sağlamaktadır. İstanbul geneline göre yaz aylarında daha az yağış alan adalarda yıllık nem oranı %73 ile %77 arasındadır. Sonbaharın ilkbahara göre daha sıcak geçtiği bu coğrafyada sis olaylarına az rastlanır ve sisler hızla dağılır. Rüzgârların yönü İstanbul geneliyle aynı olmakla birlikte, adaların özel konumu bu rüzgârların sert etkilerini yumuşatarak bitki örtüsü üzerinde olumlu ve ılıtıcı bir etki yaratmaktadır.