1509 Konstantinopolis depremi (veya halk arasındaki adıyla 'Kıyamet-i Suğra' / 'Küçük Kıyamet'), 10 Eylül 1509 tarihinde Marmara Denizi'nin kuzeydoğusunda, başkent Konstantinopolis'e 29 km uzaklıktaki Adalar'ın güneyinde öncü sarsıntı olmaksızın meydana gelmiştir. Yaklaşık 50 saniye süren bu büyük sarsıntı, Bolu'dan Edirne'ye kadar geniş bir coğrafyada hissedilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde son derece ağır hasara yol açmıştır. Son 500 yıl içinde Marmara bölgesinde gerçekleşmiş olan en büyük ve en yıkıcı depremlerden biri olarak kayıtlara geçmiştir.
Jeolojik ve Tektonik Arka Plan
Anadolu'nun kuzeybatısında yer alan Marmara Denizi bölgesinin aktif tektoniği, sağ yanal atılımlı aktif Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF) tarafından domine edilmektedir. 1509 depreminin büyüklüğü konusunda modern deprem bilimciler farklı bilimsel tahminler öne sürmektedir. Japon deprem bilimci Kazuaki Sawai depremin büyüklüğünün 7.2 ile 8.0 Mw arasında olduğunu tahmin ederken, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden yer bilimci Cenk Yaltırak depremin Doğu Marmara Sırtı ve İzmit Körfezi arasındaki tüm fay bloğunun kırılmasıyla 7.6 Mw büyüklüğünde gerçekleştiğini ileri sürmektedir. Yunan sismolog Nicholas Ambraseys ise sarsıntının büyüklüğünü maksimum 7.2 Ms olarak belirtmiş; Ambraseys ile aynı görüşü paylaşan Naci Görür ve Mustafa Erdik sadece Kumburgaz fayının kırıldığını ve büyüklüğün 7.2 olabileceğini savunmuşlardır. Depremin merkez üssünün günümüz ölçümleriyle Adalar segmenti üzerinde olduğu ve 70 km ile 100 km arasında bir fay hattının kırıldığı düşünülmektedir. Ayrıca Çınarcık Havzasında deprem tarihine denk gelen bir turbidit yatağı da tespit edilmiştir.
Yıkıcı Tsunami ve Çevre Etkileri
Depremin ardından Marmara Denizi'nde oluşan ve yüksekliği bazı noktalarda 6 metreye ulaşan tsunami dalgaları, sismik sarsıntının yanı sıra tetiklenen deniz tabanı heyelanlarının da etkisiyle Samatya ve Ceneviz surlarını aşarak yerleşim yerlerinin iç kısımlarına kadar girmiştir. Özellikle Galata bölgesinde çok sayıda ev sular altında kalarak denize karışmıştır. Depremin zemine olan etkisi kapsamında, Konstantinopolis ve Pera'da bazı yerlerde toprağın yarıldığı ve Haliç kıyılarında derin çatlakların oluştuğu Tevârîh-i Âl-i Osman tarafından rapor edilmiştir. Depremin ardından artçı sarsıntılar 40 ila 45 gün boyunca devam etmiş; sakinler büyük şoklar nedeniyle iki aydan fazla bir süre çatı altında uyuyamayarak park, tarla ve bahçelerde yaşamak zorunda kalmıştır. Şiddetli artçılardan 23 Ekim'deki sarsıntı özellikle Trakya ve Edirne'de hasara yol açarken, 16 Kasım'daki sarsıntı tüm Marmara bölgesinde etkili olmuştur.
Geniş Coğrafi Yayılım ve Tarihi Belgeler
Depremin etkileri yalnızca başkentle sınırlı kalmamış; Rumeli Eyaleti'ne bağlı Edirne, Çorlu, Gelibolu ve II. Bayezid'in doğum yeri olan Dimetoka'da da hasara yol açmıştır. Çağdaş Yunan kaynaklarında Prens Adaları'nın zarar gördüğü ve sarsıntının Aynoroz Dağı'nda da hissedildiği aktarılmaktadır. Kahire'de bulunan tarihçi Muhammed İbn İyas depremin Memlûk Devleti'ndeki yankılarını kaydederken, Transilvanya Voyvodası da Venedik Cumhuriyeti Dükü Leonardo Loredan'a gönderdiği mektupta İstanbul'daki oğlundan aldığı deprem haberini paylaşmıştır. Türkiye deprem tarihinin bilinen en eski sismik raporu olan ve Topkapı Sarayı Müzesi'nde muhafaza edilen (Osmanlı Arşivleri TS. MAD. 9567 numaralı) belgede hasar gören camilerin listesi yer almaktadır. Ayrıca Fransız Rönesans yazarı Antoine du Pinet de 1564 tarihli eserinin 247. sayfasında bu büyük afete dair tasvirler sunmuştur.
Can Kayıpları ve Büyük Yıkım
Toplam nüfusunun 160 bin ile 200 bin arasında olduğu tahmin edilen İstanbul ve Galata genelinde, sarsıntı sonucunda en az 4.000, farklı kaynaklara göre ise 13.000'den fazla insan hayatını kaybetmiştir. 10 bini aşkın kişinin yaralandığı afette, şehir halkının yaklaşık %10'u ölmüş ya da yaralanmıştır. Çoğunluğu enkaz altında kalarak can veren kurbanların yanı sıra, başkent genelinde yaklaşık 1070 hane tamamen yıkılmış, binlerce konut ağır hasar almış ve zarar görmeyen tek bir ev dahi kalmamıştır.